22 Mart 2008 Cumartesi

Sevgili Kaçışlarım

Bu yağmur öldürecek beni! Donuma kadar ıslandım! İçeride inanılmaz bir duman var, sigara dumanından boğulabilirim! Yinede pekte umursamaz bir tavırla arka taraflarda duran masaya doğru yürümeye başladım. İşte her zaman görmeye alışkın olduğum o bakışlar! Sanki üzerinden kamyon geçmiş bir halde yürüyen adam görünümümden inanılmaz derecede tiksiniyorum! İnsanların sürekli olarak bakışlarının bende olduğunu hissediyorum çoğu zaman. Bilemiyorum.. Belkide öyledir. Ama yinede "Hey bu kimin umrundaki?" halimden dolayı pekte birşey yansıtmıyorum dışarıya. Evet, masama oturdum ve o an geldi.
Garson: Ne alırdınız efendim?
Lanet olsun! En nefret ettiğim soru! Kim bu kadar nefret edebilirki bu sorudan? Sanırım çocukken annemin bana her defasında o ses tonuyla sorduğu iğrenç sorudan kaynaklanıyor bu! "Evladım biraz daha alırmısın?" İstemiyoruuuuuuum daha fazla diye haykırırdım içimden! Ama o ses tonu yüzünden biraz daha alırdım tabiki. Mesela, belkide babamın her gece eve geldiğinde bütün evi saran o alkol kokusuna duyduğum nefret beni bu masaya kadar itmişti. Ama geçmişimde...
Garson: Efendim? Ne almak istersiniz?
- Eee şey.. Ben bir vodka alayım.
Evet... Geçmişimde yaşadığım birçok şeyden dolayı şu an şu haldeyim veya bu haldeyim diyebilirim. Ama sanırım daha fazla bunları düşünmemem gerekir. Akıl sağlığım konusunda pekte iyi birşey olmasa gerek. En azından doktorumun en çok söylediği şey bu! Sonuçta 32 yaşındayım ve hala bir baltaya sap olmuş değilim. İyi bir insanmıyım? Bilemiyorum... En azından iyi biri olmaya gayret ediyorum..
- Ha ha...!
Sanırım az önce kendi kendime güldüm ve yandaki bayan bana baktı. Of kendimden aşırı derecede tiksiniyorum! Neden bu kadar aptal bir adamım ben! Nefret ediyorum herşeyden! Neden bu kadar sorunlu bir adamım ben? Bilmiyorum... Belkide annemden bana geçen bir özelliktir. Herşeyi sorgulayan, herşeyi didik didik eden, herşeyi eleştiren biriyim!
Garson: Başarılı bir insanmısın peki?
- Ha? Efendim ?
Garson: Vodkanızı getirdim dedim beyefendi... Buyrun.
- Teşekkür ederim...
Evet aslında başarılıyım. Hemde çok, güzel bir işim var, son derece güzel bir maaşım var... Lanet olsun! Kimi kandırıyorum ki ben? Başarısız herifin tekiyim! Aldığım para anca evimin masraflarına yetiyor. Düşünsene bir de evlendiğimi! Pehh! Olmayacak iş... İşim desen, berbat! Suratına kusmak istediğim bir patronum var! Ve ev ev dolaşıp insanlara satmaya çalıştığım boktan eşyalar var! Kim para verirde alır o şeyleri? Ve inanılmaz derecede mutsuzum işimden dolayı. Aslında ben herşeyden mutsuz olan bir adamım. Çocukken babam bana bir oyuncak aldığında bir süre sevinirdim fakat bir süre sonra neden başka bir oyuncak almadı ki diye içim içimi yerdi ve bundan dolayı üzülürdüm. Sanırım kanımda var mutsuzluk. Aslında her zaman mutsuz değildim. Çocukluğuma dair hatırladığım en güzel şey "o" idi. Sanırım ilk aşkımdı o benim. Evet... Evet, 11 yada 12 yaşlarında falandım. Oturduğumuz evin hemen karşısındaki evde yaşıyorlardı. Bir yaz günü taşınmışlardı oraya. İnanılmaz derecede büyük kamyonlar eşyalarını getirmişlerdi. Kocaman bir piyano dikkatimi çekmişti. Sanırım önemli bir piyanist komşumuz olmuştu diye düşünmüştüm. Taşındıklarının ertesi günü annem bir pasta yapıp onlara götürecekti ve beni de yanına almıştı. Kapının zilini çaldığımızda o'nun annesi açmıştı kapıyı ve bizi içeri davet etmişti. Doğal olarak ev dağınıktı ve mutfakta oturmuştuk. Onlar konuşurken bende yine hayallere dalmıştım. Ve o geldi... Annesi tanıştırdı bizi ve oynamamız için bizi o'nun odasına gönderdi. Odası kocamandı adeta. Bir sürü oyuncakları vardı. Tabi hepsi kız oyuncaklarıydı. Pekte ilgimi çekmemişti açıkcası... Çok konuşmuyordum... Bana oyuncaklarını gösterip, birşeyler anlatıyordu. Ne dediğini dinlemiyordum bile. Çünkü ona odaklanmıştım adeta. Ne kadar güzel olduğunu falan düşünüyordum. Sonraki günler arada bir ben onlara, arada bir o bize gelirdi ve saçmasapan oyunlar oynardık. Bana bazen piyano çalardı ve büyük bir hayranlıkla onu dinlerdim... Aramızda birşeyler vardı. İki çocuğun arasında ne kadar birşey olabilirse, bizimde aramızda o kadar şey vardı ama inanılmaz derecede mutluydum onunlayken. Mahallenin diğer çocukları beni pek aralarına almazlardı, topalladığım için.. Bu yüzden benimle hep dalga geçerlerdi. Ne kadar umursamaz görünsemde, umurumdaydı bu! Bazı geceler bu yüzden ağlardım... Ama zamanla alıştım, artık topal bir adam olmak umrumda değildi... O zamanlar tek arkadaşım o idi. Ve ikimizde bundan dolayı çok mutluyduk. Sürekli olarak benimle dalga geçen çocuklardan beni korurdu. O'nun ağzı inanılmaz laf yapardı. Benim gibi tırsak biri de değildi yani... Odalarımız birbirine baktığı için, her gece camdan birbirimize bakardık saatlerce. İşte o anlar beni en mutlu eden anlardı... Ailelerimiz bizi uyuyor sanarken, biz cam kenarında oturmuş birbirimizi izlerdik. Bazen ellerimizi cama yapıştırıp sanki el ele tutuşuyormuşcasına yüzümüzü cama yaslardık... Evet, daha sonralardan bahçedeyken genelde, el ele tutuşmuştuk.. Ama daha ilerisi yoktu. Sanki sevişiyormuşcasına el ele tutuşurduk... İnanılmaz bir hazdı bu... Müthiş duygulardı benim için, bir o kadarda masumaneydi... Bir kaç yıl boyunca aramızdaki bu duygular, yaşlarımız ilerlediğinden dolayı daha da ileri gitti tabi.. İlk kez onunla birlikte olmuştum.. Onu deliler gibi sevmiştim. O da beni... Okula beraber gidip gelirdik, yemeğimizi beraber yerdik.. Hatta ilk kez babamın arabasını çaldığım gün o da yanımdaydı. Birlikte sahilde dolaşmıştık arabayla...
Garson: Bir vodka daha alırmısınız?
- Tabi alayım...
İnanılmaz güzel geçen yıllardı benim için... Çocukluğumun tek saf tarafı, tek güzel tarafı, onunla geçirdiğim zamanlardı.. Evet....
- Ona aşıktım!
Kahretsin yine sesli konuştum!
Garson: Buyrun efendim, vodkanız.
- Teşekkür ederim...
Bir ucubenin yaşayabileceği en iyi hayatı yaşamıştım onunlayken.. Bir ucubeydim... Mahalledeki çocuklar bana böyle derdi. Ama benim bir ucube olduğuma inanmamamı sağlayan da o idi... Bana hayat veren bir ışıktı adeta... O kadar uzun zaman geçtiki ama üzerinden. Onunla ilgili neredeyse çoğu hatıra silindi beynimden... Ama şimdi geri döndüm doğduğum şehire. Yeniden burada olmak beni mutlu etti aslında.
- Evet, o kadar mutlu ettiki burada oturmuş içiyorsun!
Lanet olsun... Yine!... Evet.. Aslında eve ailemi görmeye gitmem gerekiyor.. Geleli daha 2 saat oldu ve ben onları görmeye gitmiyorum. Sanırım korkuyorum onlarla yüzleşmekten.. Uzun zaman geçti aradan. Üniversiteyi kazandığım zaman ayrılmıştım buradan ve farklı bir şehirde farklı bir hayat yaşamıştım. Üniversite bitene kadar bir kaç kez ziyaret etmiştim onları fakat üniversiteden sonra neredeyse hiç gelmemiştim ziyaretlerine... Ve tabi onunla olan ilişkimde sonlanmıştı. O zamandan beri bir çok kız girdi hayatımda.. Tamam yalan söylemeyeceğim.. İki kız girdi hayatıma ve ikiside son derece boktan ilişkiler yaşatmışlardı bana! Sanırım birazda onu göreceğim için gitmeye korkuyorum eve... Bilemiyorum... Gerçekten onu görmek istemiyorum! Çünkü o zamanki çocuklar değiliz biz.. Ben tam bir baş belası ve başarısız bir adam oldum. O ise melek gibi bir kız... Hiç birşeyin üstesinden gelemiyorum, hiçbirşeyle uğraşmak dahi istemiyorum! Gerçek anlamda artık büyümek istemiyorum.. Aksine geçmişe doğru yaşlanmak istiyorum. Artık daha fazla yaşlanmak istemiyorum...
Garson: Bir vodka daha istermisiniz?
- Hayır.. Teşekkür ederim, ben hesabı alayım...
Garson: Tabi efendim... Buyrun...
Evet... Onları görmek istemiyorum! Ne annemi, ne babamı, ne de onu... Buradan bir an önce kaçmam gerekiyor. Hiç birinin suratını görmeye tahammülüm yok! Bir otobüse atlayıp tekrar kendi boktan şehrime dönüp, boktan işime devam edip, boktan hayatımı yaşamaya devam etmeye gitmeliyim!
Kapıya doğru hızla yürümeye başladım. Ve o bakışlar tekrar üzerime doğru yöneldi... Ama biliyormusunuz...
- Bakışlarınız umurumda değil!!!
Bağırmam, haykırmam ve bir an önce bu şehirden kaçmam gerekiyor!
........

- Alo?
- Alo, oğlum nasılsın?
- İyi sayılırım anne, sen nasılsın?
- Bende iyiyim yavrum. Bak hani sana bahsettim ya geçenlerde.. Düşündün mü o konuyu?
- Evet anne düşündüm...
- Nedir kararın oğlum?
- Yarın oraya geleceğim anne. Ve söylediğin gibi amcamın bana ayarladığı işe gireceğim ve komşumuzun kızı ile evleneceğim...
- Ah oğlum, çok iyi bir karar vermişsin. Yarın bekliyoruz seni, o'da burada olacak ailesi ile birlikte, nişan yüzüklerinizde hazır. Aynı gençliğinizdeki gibi tekrar bir arada olacaksınız onunla.
- Evet anne haklısın... Yarın akşam üzeri şehre gelmiş olurum... Görüşmek üzere...


Ve kaçışlar... Ve yine bildik kaçışlar... Korkularım mı yarattı bu kaçışları bilmem ama herşeyden ve herkesten kaçıp, uzaklaşmam gerektiğine adım kadar eminim... Ama bu kaçışlarım bir gün son bulacak biliyorum.. Bir son beni bekliyor, biliyorum... Belkide sona yaklaştığımda, son bir kaçış için hazır bekliyor olacağım... Kim bilir?

0 yorum: